Haberler/Yazarlar/Hüseyin KURT/Hüseyin Kurt Ortadoğu Yazısı ile Ezberleri Bozdu

Hüseyin Kurt Ortadoğu Yazısı ile Ezberleri Bozdu

14 Nisan 2026

Ortadoğu'da yaşanan savaş ve Kızıl Düve meselesi!

Hüseyin KURT Kıyamet mi, Jeopolitik mi? Ortadoğu’da Sahne Kuruldu, Perde Açıldı Bize yıllardır aynı nakaratı dinletiyorlar! “Her şey petrol için, her şey nükleer rekabet…” Doğru. Ama eksik. Çünkü Ortadoğu’da olup biteni sadece petrol varil fiyatlarıyla, uranyum zenginleştirme oranlarıyla açıklamaya kalktığınızda, asıl hikâyenin yarısını kaçırırsınız. Hatta belki de en kritik kısmını. Karşımızda sadece devletlerin değil, inançların da sahne aldığı bir savaş var. Bir taraf strateji kuruyor, diğer taraf buna anlam yüklüyor. Ve o anlam, bazen savaşın kendisinden daha güçlü hale geliyor. Bugün ABD–İsrail–İran hattında yaşanan gerilimi anlamak için sadece askeri dengelere bakmak yetmez. Zihinlere ve inançlara da bakmak gerekir. İran’da 1979’dan bu yana sistemin omurgasında Mehdi inancı var. Bu, sadece dini bir beklenti değil, aynı zamanda siyasi bir motivasyon. Kaosun artması, zulmün yayılması, büyük kırılmalar… Bunların hepsi büyük gelişin zemini olarak görülüyor. İsrail tarafında ise özellikle radikal dini-milliyetçi çevreler, çatışmayı klasik bir savaş olarak değil, kutsal bir hesaplaşma olarak okuyor. Yahudi inancında “Tanrı’nın düşmanı kavim” anlamına gelen Amalek kavramı devreye girdiğinde, diplomasi anlamını yitiriyor; yerini mutlak bir tasfiye anlayışı alıyor. Yani bir taraf Mehdi’yi çağırıyor, diğer taraf kendi inanışına göre Tanrı’nın düşmanlarını yok ettiğini düşünüyor.

Bu artık klasik bir savaş değil.

Bu, anlam yüklenmiş bir savaş. Peki ABD nerede duruyor? İşte işin kırılma noktası tam burada. ABD’de özellikle evanjelik hareket, Ortadoğu’yu bir dış politika alanı olarak değil, bir kehanet sahnesi olarak görüyor. İsrail’in güçlenmesi, Kudüs’ün statüsü, bölgedeki çatışmalar... Bunların hepsi onlar için kutsal metinlerin ve inançların birer parçası. Bu kesim küçük bir grup değil. Siyaseti etkileyen, seçimleri belirleyen ciddi bir kitle. Bu yüzden bazı kararlar sadece stratejik değil, aynı zamanda ideolojik taahhüt. Ama burada kritik bir detay var. Evanjelikler ile Yahudi Siyonizmi bugün aynı yönde ilerliyor olabilir. İran karşıtlığı, İsrail güvenliği, Kudüs meselesi... Fakat bu bir kader ortaklığı değil.

Bir çıkar ortaklığı.

Çünkü evanjelik eskatolojiye göre final sahnesinde herkes aynı yerde kalmayacak. Bugünün müttefikleri, yarının dini inanışları üzerinden birbirlerinin rakipleri olabilir. Yani bugün sahnede birlikte oynuyorlar, ama senaryonun sonu farklı. Savaşın sahadaki sembolleri bile, bu dini inanç temelli siyasi yapıyı ele veriyor. Kızıl Düve meselesi... Birçok kişi için önemsiz bir detay gibi görünebilir. Ama değil. Üçüncü Tapınak inancı, Mescid-i Aksa’nın statüsü ve dini ritüeller, sahadaki gerilimin psikolojik altyapısını doğrudan etkiliyor. 7 Ekim yani Hamas’ın İsrail’e düzenlediği geniş çaplı saldırı sonrasında yaşananlara baktığınızda, bu tür sembollerin nasıl gerçek çatışma dinamiklerine dönüştüğünü açıkça görüyorsunuz.

Yani mesele sadece toprak değil.

Mesele, o toprağın ne anlama geldiği. Gelelim Türkiye’ye. Türkiye bu resmin dışında değil. Ama çoğu kişinin sandığı gibi içinde de değil. Evanjelik metinlerde, bazı kehanet senaryolarında Anadolu’nun, özellikle Hatay ve Amik Ovası’nın geçtiği doğru. Aynı şekilde Nil’den Fırat’a söylemi yıllardır dolaşımda. Ama burada dikkatli olmak gerekiyor. Bu metinler devlet stratejisi değildir. Daha çok ideolojik ve dini inanış yorumlardır. Türkiye açısından gerçek tablo nettir. Güvenlik, sınır bütünlüğü ve bölgesel denge. Türkiye’de ne evanjelik tarzda bir kıyamet siyaseti var, ne de İran’daki gibi kurtarıcı odaklı bir devlet aklı. Ama şu gerçek göz ardı edilmemeli. Bu tür anlatılar, son zamanlarda Türkiye’yi de içine alan tehdit algıları üretmek için kullanılıyor. 'Türkiye tehlikeli', 'Türkiye büyüyor', 'Türkiye yön değiştiriyor' gibi söylemler, sadece politik değil, aynı zamanda psikolojik zemin hazırlama araçlarıdır. Bugün sahada iki savaş var. Biri görünen savaş. Tankların, füzelerin, üslerin savaşı. Diğeri görünmeyen savaş. Anlamların, inançların, kehanetlerin savaşı. Ve ikinci savaş, birincisinden daha tehlikeli. Çünkü insanlar çıkar için değil, inanç için savaştığında geri adım atmaz. 'Petrol için savaş' dediğinizde pazarlık olur. Savaşlar biter. Ama 'kader için savaş' dediğinizde, geri dönüş olmaz. Çok uzun sürer. Sonuç açık. Ortadoğu’daki bugün görünen savaşın ana motorunun din değil güç olduğu. Ama bu gücün dili, her geçen gün giderek daha fazla din üzerinden kuruluyor. Çünkü kitleleri harekete geçiren şey akıl değil, anlamdır. Din temelli inançla yürütülen savaşlar, en uzun süren ve en zor biten savaşlardır. Perde çoktan açıldı. Asıl mesele şu: Biz bu oyunu izleyen miyiz yoksa doğru okuyabilenlerden mi olacağız? *** Hüseyin Kurt, Ortadoğu, Jeopolitik, Evanjelizm, Mehdi İnancı, İsrail, İran, Samsun OLAY, Köşe Yazısı

Bağlantılar: