Haberler/Yazarlar/Erdal KESİN/Türkiye’nin Stratejik Yol Ayrımı ve Jeopolitik Dönüşümü

Türkiye’nin Stratejik Yol Ayrımı ve Jeopolitik Dönüşümü

9 Nisan 2026

​Türkiye, 1991 yılında Sovyetler Birliği dağıldığında sadece bir komşusunu değil, yarım asırlık dış politika pusulasını da kaybetti. Ankara, 1945 sonrası güvenlik mimarisini Sovyet tehdidini dengelemek üzerine kurmuştu. Ancak bir gecede kendisini büyük bir jeopolitik boşluğun tam ortasında buldu. Soğuk Savaş boyunca ileri karakol işlevi gören ülkemiz, artık kuzeyinde dağılmış cumhuriyetlerle karşı karşıyaydı. Ayrıca güney hatlarında istikrarsızlık üreten yeni kriz alanları ortaya çıkmıştı.

​Bu stratejik sarsıntının en net yansıması 1990-91 Körfez Krizi sırasında yaşandı. Dönemin siyasi liderliği, bu süreci yeni bir rol tanımlama fırsatı olarak görüyordu. Özellikle Musul-Kerkük hattında aktif bir askeri pozisyon alınmasını savunuyordu. Bu nedenle Türkiye'nin edilgen bir sınır devleti yerine bölgesel bir kurucu aktör olması hedefleniyordu. Ancak bu risk alan yaklaşım, askeri bürokrasinin temkinli stratejik kültürüyle sert bir şekilde çatıştı.

​Sivil-Asker Gerilimi ve Stratejik Kültür

​Devletin güvenlik birimleri, kapasite sınırlarının zorlanmasının büyük maliyetler doğuracağını düşünüyordu. Bu görüş ayrılığı, Cumhuriyet tarihinin en dikkat çekici sivil-asker gerilimlerinden birine dönüştü. Yaşanan kriz, dış politikada nihai karar merciinin kim olduğu sorusunu açıkça gündeme taşıdı. Diğer yandan Batılı analiz merkezleri, Türkiye’yi o dönemde yönünü arayan bölgesel bir güç olarak tanımladı. Ekonomik kırılganlık ve dışa bağımlı savunma sistemleri, iddialı hamleleri zorlaştırıyordu.

​Aradan geçen otuz yılın ardından bugün tablo belirgin bir biçimde değişti. Türkiye, ittifaklarını korurken karar alma süreçlerinde sivil iradenin gücünü artırdı. Özellikle savunma sanayisindeki yerlileşme oranı, dış politika araçlarını büyük oranda genişletti. İnsansız hava araçları ve deniz yetenekleri, Ankara'nın elini güçlendiren temel unsurlar oldu. Bu sayede Mavi Vatan doktrini çerçevesinde daha görünür bir stratejik profil ortaya çıktı.

​Yeni Milli Stratejik Kimlik İnşası

​Bugün gelinen noktada ülkemiz, Soğuk Savaş'ın edilgen karakolu konumundan tamamen uzaklaştı. Türkiye, artık risk ile kapasite arasındaki dengeyi başarıyla yöneten bir aktör profili sergiliyor. Siyasi irade ile askeri teknik gücü eşgüdüm içinde kullanıyor. Aslında 90’lı yılların o sancılı stratejik şoku, milli stratejik kimliğin inşa sürecini başlattı. Sonuç olarak Türkiye, kendi eksenini belirleyen güçlü bir bölgesel güç haline geldi. Türkiye'nin jeopolitik konumu ve stratejik yol ayrımını temsil eden harita görseli

Bağlantılar: